Langitis
Langitis, yalnızca bir “krep” değil; Rumeli mutfağında güne başlayışın, acıkınca çare buluşun, mutfağa sessizce girip kendini şımartışın adıdır.
İsmi telaffuz edilirken bile hafiflik taşır: Langitis… Tava çıtırtısıyla birlikte mutfağa yayılan tereyağı kokusunun ve çabucak hazır olmanın güzelliğini fısıldar.
Tek başına yenebilir, ama en güzel yanı paylaşılmasıdır. Bazen tuzlu peynirle, bazen ev yapımı reçelle, bazen de kıymalı sos ya da kavrulmuş soğanla… Herkesin langitisi bir başka olur; ama tavada pişerken yayılan o koku hep aynıdır: Bir evin sıcaklığı.
Saime Atan’ın sözleri de bu yemeğin ruhunu yansıtır:
“Biraz acıkayım, böyle midem şey olsun, hemen iki tane üç tane langitis yaparım. Peynir koyarım ona.”
Çünkü langitis bir lüks değil, bir mutluluktur.
Küçük bir tavanın içinde pişen büyük bir gelenektir.
Ve her ısırıkta duyulan şey sadece lezzet değil; çocukluğun, anneliğin, huzurun sesidir.