Rufteynu
Mayasından gelen bir dua, kokusundan yükselen bir anı…
Rufteynu, yalnızca bir bayram ekmeği değildir. O, geçmişle bugünü birleştiren, yaşayanla öleni aynı sofrada buluşturan sessiz bir duadır. Hamurun her yoğruluşunda bir hatıra, fırından çıkan her kokuda bir dua saklıdır.
Rufteynu’nun yapımı, sıradan bir tarifle değil, nesiller boyu aktarılan bir ritüelle başlar. Maya, nohutla hazırlanır; ama öyle her nohutla değil. Önce dövülür, sonra sıcak suyla, sabırla mayalanmaya bırakılır. Bu maya, akşamdan kurulur; sabaha dek tencereler battaniyelere sarılır, ocak başlarında bekletilir. Sabahın ilk ışıklarıyla, henüz ezanlar okunmadan eller unla, kalpler niyetle dolar. Saat 5-6 gibi hamur yoğrulur. Ve her yoğrulan ekmek, bir ecdat duasıdır aslında.
Bu özel ekmek, özellikle iki ayrı arefe günü için pişirilir: Bayramdan bir gün önceki arefe, “yaşayanların arefesi”; ondan önceki gün ise **”ölenlerin arefesi”**dir. İlk arefede pişen ekmek, mezarlıklara, komşulara dağıtılır. İkinci arefe ise bayram sofralarına, geleneksel bir neşe ve anma duygusuyla konur.
Ama Rufteynu’nun mayası sadece nohutla değil, kadın eliyle, kadın yüreğiyle tutar. Derler ki:
“Bir kız evlenmeden önce maya tutturmayı öğrenirse, hep yapabilir. Ama evlendikten sonra o maya bir türlü tutmaz.”
Belki de bu yüzden anneler kızlarına ilk mayayı öğretirken, tariften çok hayatın ritmini anlatırlar. Çünkü Rufteynu’yu tutturmak, aslında zamanı tutmaktır.
Ve köyde biri maya yaptıysa, diğerleri ondan maya almaya gelir. Bu, sadece bir ekmek değil, dayanışmanın, paylaşmanın, birlikte yaşamanın adıdır. Aynı mayadan ekmek yapanlar, aynı hatıraya ortak olur. Aynı tencerede maya bekletenler, aynı dilekte buluşur.
Rufteynu, yumuşak içiyle huzur, kızarmış kabuğuyla saygıdır. Bayram sabahı, tandırın başında, çocukların kokusunu takip ederek bulduğu ilk lokmadır.