Kaymak Tatlısı
Kaymak Tatlısı… İsmiyle bile yumuşacık bir lezzeti çağırıyor insanın zihnine. Ama bu tatlı yalnızca yufkalarla ya da sütlaçla yapılmaz — asıl malzemesi zamandır, sabırdır, bayram sabahlarına sinmiş annelerin elleridir.
Kat kat açılan ince yufkaların aralarına serpilen yağ, üzerine dökülen pirinçli sütle pişmiş iç harç ve son dokunuş olan şerbet… Her katman, evdeki biriyle özdeşleşmiştir sanki: Yufkayı anne açar, sütlaç babanın tarifidir, şerbeti büyük kardeşin elinden dökülür. Fırın önünde bekleyip ilk sıcak dilimi kapan ise her zaman küçük çocuk olur.
Bu tatlı, sıradan bir günün değil; bayramların, düğünlerin, “misafir geliyor”ların tatlısıdır. O sofraya geldiğinde herkesin yüzüne sıcak bir tebessüm yerleşir. Çünkü bu tatlının özünde bir hafıza vardır.
Tıpkı Güler Sezen’in anlattığı gibi… Annesinin gece şerbetlediği bir tepsi tatlıyı kahveden dönen iki kardeşin sabaha kadar mide ağrısıyla bitirmesi gibi. Sabah uyanıldığında tatlı kalmamıştır ama hatırası sofradadır, kahkahası evin içinde yankılanır.
Kaymak Tatlısı bir lezzet değil, bir anıdır.
Bir lokması; geçmişin emeğini, annelerin tarif defterindeki el yazısını ve bayramların tarifi olmayan huzurunu taşır.
Ve sofraya geldiğinde kulağına eğilir geçmiş:
“Afiyetle değil sadece, şükranla ye.”